Wednesday, June 6, 2007

Seksin değeri pornodan fazla


Seksin değeri pornodan fazla


Porn.com 9.5 milyon dolara satıldı ama sex.com'u yakalayamadı.

Taşlar yerine oturduğunda seks, pornodan daha değerli olduğunu gösterdi. Porn.com alan adı için verilen 9.5 milyon dolar, Sex.com'un geçen seneki satışında ulaşılan 11 milyon doların altında kaldı.

Yine de 1997'deki 47 bin dolarlık satış fiyatı düşünüldüğünde Porn.com'un getirisinin birçok alternatif yatırım aracını katladığı ortaya çıkıyor.

Öte yandan her iki alan adı da işten daha cazip olduğunu kanıtladı. Business.com'un 1999'daki satış fiyatı 7.5 milyon dolarda kalmıştı.

Porn.com ve sex.com gibi alan adlarının değerinin bu kadar yüksek olması, yabancı dil öğrenmeye başlayanların sözlük alırken yaptıklarının genel yaklaşımı yansıttığının varsayılmasından kaynaklanıyor.

Bu sözlüklerde ilk olarak filmlerden bilinen birkaç okkalı küfre bakılır ve bu sözcüklerin bulunması durumunda sözlüğün iyi olduğu sonucuna ulaşılırdı. Business.com için ne kadar geçerli olduğu tartışılır ama porn.com ve sex.com'un değerlerini belirleyen, internet kullanıcılarının ısınma turlarında tarayıcılarına www.sex.com ya da www.porn.com yazarak sonucu görmek isteyecekleri öngörüsü.

Arama motorlarının pabucunun dama atıldığı bu yaklaşımın ne kadar doğru olduğunu, alan adı fiyatlarının ulaştığı nokta zaten bir ölçüde gösteriyor. Gelecek yıllar ise bize daha ileri bilgiyi sunacak.

Tuncay Özilhanİki kişi, iki strateji

Bir ürün satın alacağımız zaman, bizi çarpan bir örnek yoksa genellikle fiyattan yola çıkarak bir seçenek oluşturmaya çalışırız. Başımıza bir aksilik gelmedikçe satış sonrası destek konusunda yine genellikle herhangi bir fikre sahip olmadan son kararımızı veririz. Toplam sahip olma maliyeti denen şeyin ne olduğunu ise -bir kez daha genellikle- öğrenemeyiz ama zaman ve para olarak öderiz.

Kullanıcılar kendiliğinden değişip de satın alma tercihlerini değiştirmeyeceği için, bunu değiştirecek yönde adımlar atılması değer taşıyor. Burada, markasına değer katan iki isimden bahsetmek istiyorum.

TUNCAY ÖZİLHAN

Birincisi Tuncay Özilhan. Samsung flat-panel televizyonları Türkiye’ye getiren Anadolu Elektronik’in bağlı olduğu Anadolu Grubu’nun İcra Başkanı Tuncay Özilhan. Özilhan, toplantıda bulunmasıyla 15000:1 kontrast, High Definition (HD) ve uzun bir liste oluşturan görüntü iyileştirme özellikleri ile insanı büyüleyen yeni flat-panel televizyonların (LCD ile plazma arasındaki fark kalktıkça, her ikisi için bu ortak adın kullanılmasına alışmanız gerekecek) bir nevi gazını aldı. Bunun nedeni, Özilhan’ın başkanlığını yaptığı Efes Pilsen basketbol takımının maçları dışında çok fazla ortalıkta görünmeyerek nadirlikte, tam HD televizyonlar aynı düzeyde bulunmasıydı.

Anadolu Elektronik’in Samsung televizyonlar için iddialı 2007 hedefleri bulunuyor: mağaza sayısını 100’e ve satış adedini 75 bine ulaştırmak hedefleniyor. Özilhan’a bu hedeflerinde ne kadar ciddi olduklarını gösterecek birkaç soru sordum.

Soruların özü, neden çok daha karlı olan emlak işine yönelmeyip tüketici elektroniğinde ısrar ettikleriydi. Özilhan, şimdiye kadar sürekli tüketici ile yüzyüze baktıkları işler yaptıklarını ve uzmanlıklarının bu alanda olduğunu söyledi. Bu aralar çok karlı olan emlakla ilgili yanıtı da aynı paraleldeydi: Anadolu Grubu’nun bu alanda uzmanlığı olmadığı için kısa vadede emlak işine öncelik vermeyeceklerdi.

Uzmanlık alanında faaliyet ve tüketici odaklılık son yıllarda markaların uluslararası başarısını belirleyen iki ana etken. Bunun hizmet kalitesine yansımasını zaman gösterecek ancak Özilhan’ın sözleri marka adına doğruları ve Samsung adına önemli bir fırsatı ortaya koyuyor.

İLKİM SANCAKTAROĞLU

İkinci doğrumuz otomotiv sektöründen. Nissan Genel Müdür Yardımcısı İlkim Sancaktaroğlu, otomobillerde teknoloji kullanımının araç kiti, GPS ve MP3-çaları doğrudan bağlamaya olanak tanıyan soketin dahili hale getirilmesinden ibaret olmadığını bize açıkça göstertiyor. Araç kitlerini çok önceden Bluetooth’a taşıyarak telefonlarla uyum sorununu çözdüklerini belirten Sancaktaroğlu, otomobilin dikiz aynası yerine kamera kullanmayı ve sürüş (cruise) kontrolünü anlatırken önemli bir ayrıntı veriyor.

“Biz bunları lüks unsurlar değil ihtiyaç olarak görüp çözümler ürettik” diyen Sancaktaroğlu, çözümleri Primera gibi orta fiyat segmentindeki araçlarda kullanmaya başlayarak bu yaklaşımlarını gösterdiklerini ifade ediyor.

Otomotivde “beyin” adı verilen yongaların kulanıldığı araçlar, kilometreleri bulan kabloları ve bu gömülü yongaları ile zaten birer teknoloji ürünü kimliğine bürünmüş durumda. Elektromagnetik kontroller de bu teknoloji yoğunluğunun üzerine ekleniyor.

Ancak otomotivde şu anda teknoloji asıl olarak çevreyi koruma ile bağlantılı kullanılıyor. En önemli odak noktası ise, araçların zararlı gaz emisyonlarının kontrol altına alınması. Bunda sadece sosyal sorumluluk duygusu etkili değil, Cem Yılmaz’ın tabiriyle de bu iş biraz “duygusal”. Bizim birinci aşamasında bulunduğumuz, Avrupa’nın ise beşinci basamağına ulaştığı kurallar manzumesi, Avrupa’da araçların vergilendirilmesinde gaz emisyonlarının baz alınmasını getiriyor. Bu vergisel zorlama, daha avantajlı –daha az vergi yükü getiren- araçların üretilmesinin önünü açıyor. Teknolojinin işe yaradığı ve çok kazandıran rekabet alanını oluşturduğu yer burası.

Türkiye’nin bu konudaki şanssızlığı, Kyoto Protokolü’nü imzalamamasında olduğu gibi, maliyet hesabını yanlış yapması ve uygun adımları atmaması. Kyoto’nun Türkiye’ye 40 ila 120 milyar dolarlık mali yük getireceği gerekçesiyle protokolü imzalamamamızın yol açtığı çevresel zararı hesaplamaktan uzağız. Sadece 1 Mayıs’taki trafik faciasının yarattığı mali kaybı hesaplamak bile, bu maliyetin karşılanabilirliği konusunda daha iyi bir fikir verebilir.

İleri teknolojinin işin içine katılmasını sağlayacak adımlar, belirli maliyetleri beraberinde getirse de, iş sonunda kazan kazan felsefesine dayanıyor ve sistem daha verimli işliyor.

Örneğin Nissan şu anda Japonya’da araçlardaki GPS sistemlerinden faydalanarak trafik ışıklarının daha iyi yönetilmesi ile ilgili bir çalışma yürütüyor. Yani yaygınlaşmış bir teknolojiyi kullanarak, kişilerin ve nihai olarak ülkenin zaman ve para kazanmasını sağlayacak yeni sistemler kurma perspektifi işliyor. Bu da Sancaktaroğlu’nu bu köşeye taşıyan doğrusu.

No comments:

Post a Comment